Disosiyatif Bozukluklar

Disosiyasyon; yoğun stres, travma ve zorlayıcı yaşam olayları karşısında zihnin koruyucu bir tepkisi olarak ortaya çıkabilir.

  • Belirti örüntüsünü anlamlandırma ve psiko-eğitim
  • Güvenli zemin oluşturma ve duygu düzenleme becerileri
  • Travma odaklı çalışma (ihtiyaca göre EMDR/entegratif yaklaşım)
  • Günlük işlevselliği artırmaya yönelik planlama

Her danışanın hikâyesi ve ihtiyaçları farklıdır; plan kişiye özel yapılandırılır.

Disosiyatif bozukluklar, bireyin bilinç, bellek, kimlik, algı ve çevreyle kurduğu bağda geçici ya da kalıcı kopukluklar yaşadığı psikolojik durumlardır.
Bu bozukluklar çoğu zaman yanlış anlaşılır; oysa disosiyasyon, ruhsal sistemin hayatta kalmaya yönelik geliştirdiği son derece işlevsel bir savunma mekanizmasıdır.

Klinik psikoloji perspektifinden bakıldığında disosiyatif belirtiler, kişinin zayıflığına değil; aksine, erken dönemde maruz kaldığı yoğun stres ve travmaya rağmen yaşamını sürdürebilme becerisine işaret eder.


Disosiyasyon Nedir?

Disosiyasyon, en temel tanımıyla, kişinin yaşantısının bazı parçalarıyla geçici olarak bağlantısının kesilmesi durumudur.
Bu kopukluk;

  • Duygular
  • Düşünceler
  • Bedensel duyumlar
  • Anılar
  • Kimlik algısı

arasında meydana gelebilir.

Gündelik hayatta herkes zaman zaman hafif disosiyatif yaşantılar yaşayabilir.
Örneğin bir yolculuk sırasında dalıp gitmek ya da bir anıyı hatırlamakta zorlanmak hafif disosiyatif deneyimlerdir.
Ancak disosiyatif bozukluklarda bu durum sık, yoğun ve işlevselliği bozacak düzeydedir.


Disosiyasyon Beynin Bir Koruma Mekanizmasıdır

Özellikle erken çocukluk döneminde yaşanan travmalar
(ihmal, fiziksel/duygusal/cinsel istismar, kronik güvensizlik, bakım veren figürlerin tutarsızlığı gibi)
çocuğun henüz gelişmekte olan sinir sistemi için baş edilmesi son derece zor deneyimlerdir.

Çocuk, kaçamayacağı ve mücadele edemeyeceği bir tehdit altındaysa, beyin şu yolu seçebilir:

Şu anda burada olmamak daha güvenli.

Bu noktada disosiyasyon devreye girer.

Beyin;

  • Acıyı
  • Korkuyu
  • Bedensel duyumu

anlık olarak bilinçten uzaklaştırır.

Bu, çocuğun ruhsal bütünlüğünü korumaya yönelik hayati bir adaptasyondur.
Ancak bu mekanizma gelişim sürecinde sık sık kullanıldığında, yetişkinlikte de otomatik olarak devreye girerek disosiyatif bozukluklara zemin hazırlayabilir.


Disosiyatif Bozukluk Türleri

Disosiyatif bozukluklar, DSM-5 tanı sınıflandırmasına göre birkaç başlık altında incelenir:

1. Disosiyatif Amnezi

Kişinin, genellikle travmatik ya da stresli olaylara dair önemli otobiyografik bilgileri hatırlayamaması durumudur.
Bu unutkanlık, sıradan unutkanlıkla açıklanamaz.

2. Depersonalizasyon / Derealizasyon Bozukluğu

  • Depersonalizasyon: Kişinin kendisini bedeninden ya da zihninden kopmuş hissetmesi
  • Derealizasyon: Çevrenin gerçek dışı, sisli ya da yapay algılanması

Gerçeklik testinin genellikle korunduğu bu durumda kişi, yaşadıklarının farkındadır fakat onları “uzaktan” deneyimler.

3. Disosiyatif Kimlik Bozukluğu (DKB)

Disosiyatif bozukluklar arasında en karmaşık ve en çok yanlış anlaşılan tablodur.


Disosiyatif Kimlik Bozukluğu Nedir?

Disosiyatif Kimlik Bozukluğu (DKB), bireyin içinde birden fazla kimlik durumu ya da benlik parçasının bulunmasıyla karakterizedir.
Bu kimlik durumları;

  • Farklı yaşlarda,
  • Farklı duygusal tepkilere sahip,
  • Farklı anılar ve algılar taşıyan

yapılar olabilir.

Bu durum kişilik bölünmesi değildir; aksine, gelişimsel olarak bütünleşememiş benlik parçalarının varlığıdır.

Nasıl Gelişir?

DKB’nin temelinde genellikle:

  • Erken çocuklukta başlayan,
  • Uzun süreli,
  • Kaçınılamayan travmalar yer alır.

Çocuk, yaşadığı travmayı tek bir benlik altında taşıyamadığında, deneyimlerini farklı parçalara ayırarak psişik yükü dağıtır.
Bu, çocuğun hayatta kalabilmesini sağlayan yaratıcı bir çözümdür.

Medyadaki Yanlış Algılar

Disosiyatif Kimlik Bozukluğu sıklıkla:

  • Tehlikeli,
  • Kontrolsüz,
  • Dramatize edilmiş

şekilde sunulur.

Oysa klinik gerçeklikte DKB’ye sahip bireylerin büyük çoğunluğu içe dönük, yüksek işlevli ve çevreye uyum sağlamaya çalışan kişilerdir.


Tedavi ve Klinik Yaklaşım

Disosiyatif bozuklukların tedavisinde en önemli unsur güvenli bir terapötik ilişkidir.
Travma odaklı terapi yaklaşımları, özellikle uzun soluklu çalışmaları gerektirir.

Tedavinin temel hedefleri:

  • Güvenliğin sağlanması,
  • Duygu düzenleme becerilerinin geliştirilmesi,
  • Disosiyatif belirtilerin azaltılması,
  • Benlik parçaları arasında iş birliğinin sağlanmasıdır.

Disosiyasyon “yok edilmesi gereken” bir düşman değil;
anlaşılması ve dönüştürülmesi gereken bir hayatta kalma stratejisidir.


Sonuç: Disosiyasyon Bir Güçlü Kalma Hikâyesidir

Disosiyatif bozukluklar, bireyin yaşadığı acıların sessiz tanıklarıdır.
Bu belirtiler, kişinin kırılganlığını değil; dayanıklılığını ve uyum sağlama kapasitesini anlatır.

Klinik psikoloji, disosiyasyonu patolojik bir etiketle sınırlamak yerine,
onu kişinin yaşam öyküsü içinde anlamlandırmayı hedefler.

Doğru terapötik destekle, disosiyatif deneyimler daha bütünlüklü ve sağlıklı bir benlik algısına doğru evrilebilir.